28 Eylül 2012 Cuma

Bir İthaf, Bir İtiraf, Bir İtikat


Harry Potter’a ait ilk anım bundan tam 10 yıl önce bir şubat akşamı babamın beni ve arkadaşlarımı Üçyol sinemasına ilk filmi izlemeye götürmesidir. O günkü heyecanımı öyle net hatırlıyorum ki saflığını koruması için ruhumun derinlerinde saklıyorum onu. Sinemaya gittik, seansı beklerken etrafta kocaman kocaman filmin afişleri vardı ve onlardan bir tanesinin benim olmasını öyle çok istemiştim ki o an, afişleri nereden bulduklarına kafa yormuştum ama bir şey elde edememiştim. Daha sonra filmi büyük bir hayranlıkla izlemiştim, çıkışında ise aklımda kalan büyülü sözleri yanlış bir şekilde telaffuz ederek elimi gizlice sanki asa tutuyormuş gibi sallıyordum ve işte o an hayatımdan asla çıkmayacak, yaşayabileceğim ikinci bir evren yaratmıştım kendime.
                Çoğu kişi kitaplarda veya filmlerde gördükleri karakterler ile kendilerini özdeşleştirir, onlarda kendilerinden bir parça görürler fakat benim Harry Potter’da kendim ile özdeştirdiğim şey ise bunlar değildi; J.K. Rowling’in yarattığı o dünyaydı. Hogwarts benim için öyle bir yer olmuş tu ki hayallerimde, şu yaşımda bile rüyalarımda gezdiğim, dünyanın acımazsızlığından kaçtığım, yalnızlığımı doldurduğum, özgürlüğümü yaşayabildiğim bir yerdi. Çocukken tanrıya dua ediyordum; eğer öyle bir yer ya da onun gibi başka bir yer varsa bir şekilde oraya gidebilmeyi. Bu dilek, dua, hayal öylesine saf, masum ve çocukçaydı ki tanrı olsam böyle bir isteği reddedemezdim herhalde.
                Yıllarca okuduğum ya da okumadığım dergilerde çıkan tüm Harry Potter posterlerini biriktirmiştim ve odamın tüm duvarları posterler ile kaplıydı ve zamanında artık büyüdüm ben diyerekten hepsini atıştım oysaki şu an öyle çok pişmanım ki. Ebeveynlerime göre Harry Potter çocukça bir şeydi eğer Harry Potter’ı hayatımdan çıkarırsam büyüceğimi düşünmüştüm, yanılmışım. Şu an düşünüyorum da ben Harry Potter ile büyüdüm ve 70 yaşıma gelsem de Harry Potter’dan bıkmayacağım.
                Filmleri ve kitapları benim için bam başka tatlardı. Filmlerini izlerken benliğim tamamen bu dünyadan yok oluyordu. Gördüğüm sahnelerde ben de varmış gibi hissediyordum ve o evreni her görüşümde bir kez daha hayran kalıyordum, gözlerimden yaşlar akıyordu, orası benim hiçbir zaman gidemeyeceğim, ömrümün son nefesine kadar hasretini çekeceğim bir ev gibiydi. Kitaplar ise elime geçtikleri andan bitesiye kadar yapmak istediğim tek eylem oluyorlardı. Filmlerde göremediğim fakat kitaplarda olan o küçük ayrıntılar çok güzellerdi.
                Çoğu insana Harry Potter dediğimde basit bir kitap serisi akıllarına geliyor ve benim verdiğim değer onların gözünde çok saçma. Büyüyüp farklı yerlere gittiğimizde çocukluğumuzun geçtiği yerler bizim için hep özeldir, çoğu ilki orada yaşamışızdır ve en güzel anılarımız hep oradadır çünkü kötülük ile daha tanışmamışızdır. Ben hep hayal dünyası geniş olan bir çocuk oldum ve bedenen burada olsam da ruhen ben orada büyüdüm bu yüzden Harry Potter benliğimin vazgeçilmez bir yanı.